Yirminci yüzyılın eşiğine gelindiğinde 1902yılında,
Türkiye, Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içerisinde II. Abdülhamid’in istibdat /mutlakıyet rejimi altında bulunuyordu.
Artık adına ne kadar muhalefet denirse,
Ülke sınırları içerisindemodernleşme hareketi adı altında,II Abdülhamit yönetimine karşı çıkan bazı aydınların, rejim karşıtı bazı guruplarıngizli gizli muhalif çalışmalar yaptıklarını biliyoruz.
Ama bu rejime karşıasıl ciddi başkaldırı, organize olmuş haliyle yurtdışında başlatılmıştı.
1902 yılında Fransa’nın Paris kentinde Jön Türkler olarak bilinen muhalif bir hareket başlatıldı.
Amaçları, dağılmaya yüz tutmuş Osmanlı İmparatorluğunu bu durumdan kurtarmak, devleti modernleştirmek, Padişah Abdülhamit rejimine son vermekti. Halkın yönetime katılacağı Kanuni Esasi’yi yani Anayasayı yürürlüğe koymak, Meşrutiyeti ilan edebilmek,ettirebilmekti.
Hala kadınların seçme ve seçilme haklarındaki kısıtlamalar, katı kurallarıyla devam ediyordu.Ama eğitim ve toplumsak yaşamda bazı değişikliklerin yapılacağından da söz ediliyordu.
Kız çocuklarını eğitime teşvik edecek kız okullarının (İnas Rüştiyeleri) çoğaltıldığı, kadınlara meslek edinme yollarının açılmaya başladığı zamanlardı.
Selma Rıza ilk Türk kadın gazeteci ve roman yazarı olarak biliniyor.
1897 yılında yazdığı Uhuvvetisimliromanıyla kadın haklarına yön veren öncü yazarlardan birisi olarak kabul ediliyor.
Selma Rıza Paris’teki Jön Türkler hareketinin liderliğini yapmış Ahmet Rıza Beyin kız kardeşidir.
Selma Rıza ailesinden gizli İstanbul’dan Paris’e kaçar. Sorbonne Üniversitesine kaydolur. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Paris şubesinin tek kadın üyesi olur.
Meşrutiyetin ilanından sonra ülkeye döner, Hilal-i Ahmer Cemiyetinin genel sekreteri olur.
“Sosyal Açıdan Kadın” konusunun ilk ve en önemli uzmanı olarak kabul edilmektedir.
Mücadelesini,ülkede Müslüman Türk Kadınları için okulların açılması üzerinde yoğunlaştırmış, İstanbul Kanlıca ’da bulunan Adile Sultan Sarayının Türkiye’nin ilk yatılı kız lisesi olmasını sağlamıştır.
...
Yine o yıl 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy’ünde Methiye Hanım ve Hidayet Bey’in bir kızları dünyaya gelir.
Adını Afife koyarlar.
Eğitimini İstanbul Kız Sanayi okulunda alır.
Bu okullar Osmanlı İmparatorluğunda kadınların el sanatlarını geliştirmeleri, meslek sahibi olup üretime katkı sağlamaları amacıyla kurulmuş okullardır.
Aslında bu okullar ordunun giyim kuşam ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş okulllardı.
Ama biz onu, o yıllarda yani Müslüman kadınların tiyatrolarda yalnızca kadınlara açık olan oyunları izleyebildikleri ya da ayrı bölümlerde oturabildikleri zamanların İstanbul’un da Darülbedayi ’nin (İstanbul Şehir Tiyatroları) açtığı kursu kazanıp tiyatro oyuncusu olduğunda Afife Jale adıyla bildik,tanıdık.
Afife, Darülbedayi kadrosuna kabul edilen beş Müslüman kadından birisi olmuştur.
Beş arkadaştan üç tanesi sınavından başarı ile çıktıklarıhalde sahneye çıkmalarının imkânsız olduğunu görüp tiyatrodan uzaklaşırlar, bir diğeri suflör kadrosunda yer alır ( Zaten sınav da kadın sesine ihtiyaçtan yapılmıştı).
Afife uzun yıllar provalara devam eder. Stajyer oyuncu kadrosuna alınır.
Tiyatro yönetimi halka açık gösterilerde sahneye çıkmasına izin vermeyince, maaşını da almayı reddederek 1919 yılında Darülbedayiden ayrılır.
Çok üzülür kırılır ama pes etmez.
1920 yılında gencecik bir kadın olarak Kadıköy’deki Apollon tiyatrosunda( biz o tiyatroyu sonralarda Reks sineması olarak biliyoruz) sahneye çıkar.
Ailesinin korkusu ve tepkisi, zamanın yasakları, polis baskınları peşini hiç bırakmaz. Sonunda tiyatro yönetimi onu işten çıkartmak zorunda kalır.
Yılmaz, farklı oyunlarda kılık değiştirerek rol alır. Baskılar gözaltılar işten çıkartılmalar sağlığının iyice bozulmasına neden olur.
Ruh sağlığının,yıpranmasına çökmesine aldırmadanbaskılara karşı mücadelesine devam eder.
Artan şiddetli ağrılarından kurtulmak için doktor tavsiyesiyle, kontrollü olarak ağrı azaltıcı morfin kullanmak zorunda kalır.
Morfin ağrılarını dindir ama bedenine de hükmetmeye başlar. Türk müziğinin üstatlarından Selahattin Pınar ile olan evliliği de bu nedenle yürümez biter.
1941 yılında daha 39 yaşındayken yoksulluk ve yalnızlık içinde hayatını kaybeder.
1997 yılından buyana YKB tarafından sahneye çıkan ilk Müslüman-Türk kadın oyuncusu adına, ülkemizde tiyatronun Oscar’ları kabul edilen “Afife Jale Tiyatro Ödülleri “ veriliyor.
Ödüller her yıl alanında uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirilerek Oyunculuk, Yönetmenlik, Sahne Tasarımı gibi temel dalların yanı sıra özel ödüllerle birlikte sahiplerini buluyor.
…
1901 yılında İstanbul Pera’da düzenlenen sergide 150’nin üzerindeeser sergilendi, bu sergi bu topraklarda düzenlenen ilk büyük resim sergisi oldu.
Ama bir yıl sonra 1902 yılında resim heykel gravür dallarındaki eserlerle çeşitlenen 325 eserin sergilendiği sergi işin boyutunu çok daha ileriye taşıdı.
…
Sanat’ın yaydığı ışık,karanlığı dağıtanaydınlatma direğidir, el feneridir.
Başta sanat olmak üzere kadın elinin değdiği her şey çağdaşlaşma adınaatılmış kalıcı izlerdir.
Nuri Öztürk / Sapanca